... ...
- Uğur Akyürek
- 15 Ağu
- 2 dakikada okunur
Bir ara bilginin pahalı olduğunu düşünürdük.
Bir şeyi gerçekten öğrenmek için aramak gerekiyordu. Kitap bulmak, birine sormak, bir yere gitmek, zaman ayırmak gerekiyordu. Bazen tek bir cevabın peşinde günlerce dolaşıyordun.
Şimdi neredeyse bütün insanlığın bilgisi cebimizde.
Ve büyük kısmı bedava.
Bilgi bedava. Zaman bedava. Düşünmek bedava. Merak etmek bedava. Hayal kurmak bedava. Bir fikre karşı çıkmak bedava. Fikrini değiştirmek bedava.
Sevmek bedava.
İşin garip tarafı da şu:
Belki de elimizde bedava olduğu için en çok bunların değerini kaybettik.
İnsanlar sevmeyi değil, sevilmeyi; öğrenmeyi değil, onaylanmayı benimsedi.
Bilmekten çok biliyor görünmek, yaşamaktan çok yaşadığını göstermek, bir şeyi gerçekten istemekten çok başkalarının istediği şeyleri istemek normalleşti.
Ve bence asıl tuhaflık burada başlıyor.
Çünkü artık yalnızca ne satın alacağımızı seçen sistemlerin içinde yaşamıyoruz.
Ne izleyeceğimizi, ne dinleyeceğimizi, neye güleceğimizi, neye sinirleneceğimizi, kimin güzel olduğunu, neyin başarılı sayıldığını, hangi fikrin kabul edilebilir olduğunu da aynı akıştan öğrenmeye başladık.
Sabah gözümüzü açıyoruz.
Birileri bir şey satıyor. Birileri bir şey öğretiyor. Birileri bir şeye kızıyor. Birileri mutlu olduğunu gösteriyor. Birileri nasıl yaşamamız gerektiğini anlatıyor.
Ve biz bütün bunların arasından kendi fikrimizi seçtiğimizi düşünüyoruz.
Bundan artık o kadar emin değilim.
Çünkü insan yalnızca algoritma tarafından manipüle edilmiyor.
İnsanlar birbirini de manipüle ediyor.
Bir davranış yeterince tekrarlandığında normal oluyor. Fikir yeterince tekrarlandığında doğru gibi geliyor. Bir görüntüyü yeterince gördüğümüzde güzel bulmaya başlıyoruz. Hayat biçimini yeterince izlediğimizde onu istemeye başlıyoruz.
Sonra hepimiz birbirimizin algoritmasına dönüşüyoruz.
Bence korkutucu tarafı tam olarak bu.
Ve bazen düşünüyorum:
Ya beynimiz de yapay zekâ gibi ücretli çalışsaydı?
Önünde bir problem var.
Düşündün.
Bir token.
Bir ihtimali daha değerlendirdin.
Üç token.
“Acaba ben yanlış düşünüyor olabilir miyim?” dedin.
On token.
Karşındaki insanın tarafından bakmaya çalıştın.
Yirmi token.
Bir saat boyunca hiçbir şey tüketmeden sadece oturup düşündün.
Yüz token. ( Yüzün kaldıysa artık )
Belki o zaman düşünmenin ne kadar pahalı, ne kadar özel bir şey olduğunu fark ederdik.
Ama düşünmek bedava.
Beynimiz bedava.
Hayal gücümüz bedava.
Bir şeyleri sorgulayabilmek bedava.
Ve insanlık tarihinde ilk kez bilgiye ulaşmak da neredeyse bedava.
Fakat biz bütün bunların ortasında düşünmemek için para ödüyoruz.
Bize ne izleyeceğimizi söyleyen platformlara, ne giyeceğimizi söyleyen insanlara, ne dinleyeceğimizi belirleyen listelere, neyi arzulamamız gerektiğini gösteren reklamlara teslim oluyoruz.
Sonra bunun adına “kişiselleştirme” diyoruz.
Oysa bana kalırsa garip bir şekilde tam tersine gidiyoruz.
Milyarlarca farklı insanı giderek daha az sayıda tipe ayırıyoruz.
Aynı yüzler. Aynı estetik. Aynı cümleler. Aynı başarı hikâyeleri. Aynı öfkeler. Aynı korkular. Aynı hayaller.
Herkes farklı olmaya çalışırken birbirine benzemeye başladı. Buna çok üzülüyorum...
Üstelik çeşitliliği hiç olmadığı kadar çok konuştuğumuz bir çağda.
Belki çağımızın en büyük problemi bilgi eksikliği değil.
Bilginin bu kadar çok olduğu bir dünyada kendi düşüncemizi kaybetmek.
Çünkü insanlığın en değerli tarafı hiçbir zaman herkesin aynı şeyi düşünmesi değildi.
Birinin diğerinin görmediğini görmesiydi.
Birinin “neden?” demesiydi.
Bir başkasının “ya öyle değilse?” diye sormasıydı.
Bilim de böyle ilerledi. Sanatta. Müzik de. Felsefe de.
İnsanlık birbirine benzediği için değil, birbirinden farklı düşündüğü için ilerledi.
O yüzden artık insanın ne bildiğinden önce başka bir şeyi merak ediyorum:
Ne kadarını gerçekten kendisi düşündü?
Çünkü önümüzdeki dünyanın asıl kıtlığı bilgi olmayacak gibi geliyor bana.
Özgün düşünce olacak.
Ve belki yakın gelecekte sahip olabileceğimiz en büyük lüks de bu olacak:
Kendi aklımızla düşünebilmek.
Telefonu bir saniyeliğine bırakıp kendimize sormamız gereken soru da belki sadece şu:
Bugün düşündüğüm şeylerin ne kadarı gerçekten bana ait?
Dşn dşn bktr işn...

Akyürek 26



Yorumlar