YENİ KİTAP · Yakında
This Book Is Not for Musicians
Bu kitap müzisyenler için değil.

The excerpt is presented in its original Turkish.
Bu kitap
müzisyenler
için değil.
Müzik dinleyen beynin şaşırtıcı hikâyesi
İçindekiler
Prolog — Bir Ses Beyne Girdiğinde
I — Müzik Beyinde Nerede?
II — Hafıza: Beynin Playlist'i
III — Tahmin: Beyin Şarkıyı Senden Önce Dinliyor
IV — Yaratıcılık: O Melodi Nereden Geldi?
V — Duygu: Dört Akor Beni Neden Ağlattı?
VI — Nöroplastisite: Müzik Beyni Değiştirir mi?
VII — Ritim: İçimizdeki Görünmez Saat
VIII — Haz: Beyin Neden "Bir Daha Çal" Diyor?
IX — Kafaya Takılan Şarkılar: Beynimden Çık!
X — Bir Enstrüman Çalarken Beyinde Neler Oluyor?
XI — Sahnedeki Beyin: Korku, Flow ve Zamanın Kaybolması
XII — Birlikte Çalmak: Birkaç Beyin Nasıl Tek Müzisyen Gibi Oluyor?
Epilog — Beyin Müziği Yaratıyor. Müzik de Beyni.
Kaynakça
BÖLÜM I
MÜZİK BEYİNDE NEREDE?
Kafatasını açtık. Müziği arıyoruz.
Bir gün biri sana: "Müzik beynin hangi bölümünde?" diye sorarsa çok bilimsel bir yüz ifadesi takınıp şöyle diyebilirsin: "Evet."
Çünkü soru biraz problemli. Müziğin beyinde tek bir adresi yok.
Ama bunu hemen söyleyip eğlenceyi bozmayalım.
Önce kayıp eşya arar gibi müziği arayalım.
1 — MÜZİĞİ BUL
Şimdi bir şarkı aç.
Gerçekten. Sevdiğin herhangi bir şey. Kulaklık varsa daha iyi. İlk sesi bekle.
...
Geldi.
Peki şu anda nerede?
Hoparlördeydi. Havaya geçti. Kulağına ulaştı.
Sonra?
Kafanın içine ses girmedi aslında. Bunu düşünmek biraz tuhaf. Beyninin içinde minik bir Spotify çalmıyor. Kulağa ulaşan basınç değişimleri, iç kulakta mekanik hareketlere ve ardından sinir sisteminin kullanabileceği elektrokimyasal sinyallere dönüştürülüyor.
Yani dışarıdaki dünya:
titreşim.
Beynin aldığı şey:
sinirsel bilgi.
Ama senin yaşadığın:
MÜZİK.
İşte kitabın ilk büyük numarası burada. Bu üç şey aynı şey değil. Ve bu numara şu anda yalnız sana yapılmıyor. Aynı saniyede metrodaki biri kulaklığını taktı. Bir çocuk mutfakta annesinin açtığı radyoya ayağıyla tempo tutuyor. Bir kadın koşu bandında tempoyu şarkıya göre ayarlıyor. Yetmiş yaşında biri yıllardır duymadığı bir şarkıyı tesadüfen duyuyor ve bir an duruyor. Beşinin de kulağına farklı sesler giriyor.
Beşinin de beyni aynı numarayı yapıyor.
KULAK: KÜÇÜK AMA MANYAK BİR MAKİNE
Ses dış kulaktan giriyor. Kulak zarına ulaşıyor. Kulak zarı titreşiyor. Orta kulaktaki üç küçücük kemik bu mekanik enerjinin iç kulağa aktarılmasına yardım ediyor:
Çekiç, örs, üzengi. İnsan anatomisini isimlendiren ekip belli ki demirci dükkânından yeni çıkmış.
Sonra kokleaya ulaşıyoruz. Koklea yaklaşık salyangoz biçiminde, içi sıvıyla dolu olağanüstü bir yapı. İçinde sesin farklı frekans bileşenlerine duyarlı bölgelerin bulunduğu mekanik bir düzen var: giriş bölgesi tiz seslere, derinlere gidildikçe pes seslere daha duyarlı. Buradaki tüylü hücreler, mekanik hareketin sinirsel bilgiye dönüştürülmesinde kritik rol oynuyor.
Ve artık mesele yalnızca "hava titreşiyor" değil. Sinir sistemi oyunda.
BUNU DENE
İki parmağını hafifçe boğazına koy. Şimdi: "Aaaaaaa." de.
Titreşimi hissettin. Şimdi daha tiz söyle. Sonra daha pes.
Parmağının altındaki şey bir metafor değil. Müziğin hammaddesi bu.
Ses önce bir fikir değil.
Hareket.
AMA BEYNE DAHA GELMEDİK
İşitsel bilgi tek sıçrayışta kortekse ışınlanmıyor. İşitsel sinirden gelen bilgi beyin sapındaki çeşitli yapılardan geçiyor, talamusun işitsel röle merkezi olan medial geniculate body üzerinden kortekse ulaşıyor. Bu yol boyunca zamanlama, şiddet ve sesin nereden geldiğinin belirlenmesine yardımcı olan işlemler gerçekleşiyor.
Yani sen: "Soldan gitar geliyor." derken beynin perde arkasında epey çalışmış durumda. Kafanın iki yanında kulak olmasının da dekoratif olmadığını söyleyelim. Sesin iki kulağa ulaşmasındaki çok küçük zaman ve şiddet farkları, beynin ses kaynağının konumunu hesaplamasına yardım ediyor. Çok küçük derken gerçekten küçük. Beyin bazı koşullarda mikrosaniye ölçeğindeki kulaklar arası zaman farklarından yararlanabiliyor. Mikrosaniye. Saniyenin milyonda biri. Bunu ilk öğrendiğimde beynime biraz daha saygı duydum.
Sonra anahtarlarımı nereye koyduğumu yine unuttum.
Saygımız dengelendi.
İŞİTSEL KORTEKS
Sonunda beynin temporal lobundaki işitsel kortekslere geliyoruz.
"Tamam," diyebilirsin.
"Müzik burada."
Hayır.
Burada işler yeni başlıyor. İşitsel korteks frekans, zamanlama ve karmaşık ses örüntülerinin işlenmesinde merkezi öneme sahip. Kokleadaki frekans düzeninin izini kortekste de buluyoruz. Heschl girusu çevresindeki işitsel alanlarda farklı frekanslara duyarlılık, harita benzeri bir düzen gösteriyor. Nörobilimcilerin tonotopi dediği şey bu. Beyninde ses frekanslarının komşulukları var; bu düzenin gelişimi ve deneyimle değişmesi de araştırmanın parçası.
Bir şey daha var. İki yarıküre aynı işi yapmıyor. Zatorre ve Belin'in 2001'de Cerebral Cortex'te yayımladığı çalışma, sol işitsel bölgelerin sesin zamansal ayrıntısına, sağ işitsel bölgelerin ise frekans-perde bilgisine daha duyarlı olduğunu gösteren bir örüntü ortaya koydu.
Kabaca, bu çalışmada sol işitsel alanlar hızlı zamansal değişimlere, sağdakiler ince frekans ayrımlarına daha duyarlıydı. Ama bunu “sol beyin ritim, sağ beyin melodi” diye paketleme. Belirli ses özelliklerini karşılaştıran bir bulgu, bütün müziği iki yarıküreye paylaştırmaz.
Ama bir şarkıyı müzik olarak yaşamak, işitsel analizin ötesine geçiyor.
Çünkü birazdan başka ekipler gelecek.
DAVULCU GELDİ.
Bir beat, yani düzenli vuruş başladı.
BUM.
tak.
BUM.
tak. Ayağın hareket etti. Sana hareket et demedim. Besteci de odada değil. Davulcu seni görmüyor.
Ayağın neden hareket ediyor?
İşte burada motor sistemlerle müzik arasındaki olağanüstü ilişkiye geliyoruz. Ve bu, hissettiğin bir şey değil sadece; ölçülmüş bir şey.
Jessica Grahn ve Matthew Brett'in 2007'de Journal of Cognitive Neuroscience'ta yayımladığı çalışmada insanlara ritimler dinletildi. Hiç hareket etmediler. Buna rağmen düzenli bir vuruş hissettikleri ritimlerde bazal gangliyonlar ve supplementary motor area — yani hareketin planlandığı sistemler — belirgin biçimde etkinleşti.
Hareket yok. Hareket sistemi çalışıyor. Robert Zatorre ve ekibinin aynı yıl Nature Reviews Neuroscience'ta topladığı literatür de aynı yere işaret ediyor: müzikte işitme ve hareket birbirinden bağımsız iki bölüm değil, sürekli konuşan iki sistem. Bir anda "dinlemek" ile "hareket etmek" arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Müzik yalnızca kulağa gelmiyor. Bedenin hazırlanıyor.
⚡ BEYNİNİ YAKALA
Sevdiğin ritmik bir şarkıyı aç. Ama bu kez görev var: Hiç hareket etme.
Ayağın yok. Baş yok. Parmak yok. Omuz yok. Kaşla bile ritim tutmak yasak.
...
Nasıl gidiyor?
Müzik bazen hareket etmemeyi, hareket etmekten daha bilinçli bir işe dönüştürüyor.
Hareket etme isteğini fark etmiş olabilirsin. Burada motor sistemin etkinliğini ölçmedik; dinlerken bedeninde ne olduğunu gözledin. Hiç zorlanmadıysan o da senin gözlemin.
SONRA ŞARKIYI TANIYORSUN
İlk iki saniye geliyor. Ve: "Bunu biliyorum."
Nereden biliyorsun? Ses kulağına daha şimdi geldi.
Ama şarkı beyninde yeni değil. Tanıdık müzik, bellekle ilişkili sistemleri devreye sokabiliyor. Ve bazen yalnızca şarkıyı tanımıyorsun. Şarkıyla beraber bir hayat parçası geliyor. Bir insan. Bir yaz. Bir araba. Bir oda. Bir koku. Bir ayrılık. Bir dönem. İşitsel bilgi bir anda biyografine çarpıyor. İşte burada hipokampus ve daha geniş bellek ağları hikâyeye giriyor. Bir şarkı artık sadece ses değil.
Senin hakkında bilgi taşıyan bir anahtar. Bunun için ayrıca bir bölümümüz var. Ve biraz tehlikeli.
Çünkü orada geçmişe gideceğiz.
BİR ŞEY DAHA OLUYOR
Şarkıyı biliyorsun. Nakarat yaklaşıyor. Henüz gelmedi.
Ama sen biliyorsun. Beyninin tahmin sistemleri müziğin düzenliliklerinden yararlanarak gelecek hakkında beklentiler oluşturuyor. Bir sonraki nota. Beat'in geleceği yer. Armoninin çözülmesi. Bazen besteci tam beklediğini veriyor. Bazen biraz geciktiriyor. Bazen seni kandırıyor. Ve sen bundan zevk alabiliyorsun. İnsan gerçekten ilginç bir hayvan. Beynini kandır.
Ama güzel kandır.
ŞİMDİ EN SEVDİĞİN YER GELİYOR
O bölüm. Hani şarkıda beklediğin yer. Belki vokal yükseliyor. Belki bas giriyor. Belki akor değişiyor. Belki hiçbir şey büyümüyor; tam tersine her şey susuyor. Ama sen: "İşte burası." diyorsun.
Müzikal haz sırasında ödül sistemleriyle ilişkili bölgelerde değişimler gözlenebiliyor. Özellikle striatumun parçaları ve dopaminerjik sistem müzikal beklenti ve haz araştırmalarında önemli bir yere sahip. Burada dikkatli olacağız. Çünkü internette "dopamin" kelimesinin başına gelmeyen kalmadı.
Dopamin: "Mutluluk molekülü."
Değil.
"Haz kimyasalı."
O kadar basit değil.
"Bu şarkı dopamini yüzde 742 artırıyor."
Sakin. Dopamin; motivasyon, öğrenme, ödül beklentisi ve davranışın düzenlenmesi gibi pek çok süreçte rol oynayan karmaşık bir nöromodülatör. Müzikle ilişkisi çok ilginç.
Ama onu çizgi film karakterine çevirmeyeceğiz.
Dopamin Bey'i ileride uzun uzun rahatsız edeceğiz.
VE DUYGU GELİYOR
Şimdi daha da garipleşiyor.
Çünkü müzik bazen bizi fiziksel olarak etkiliyor. Tüylerin diken diken oluyor. Boğazın düğümleniyor. Kalp hızında değişiklik hissedebiliyorsun. Gözlerin doluyor. Ortada sana saldıran hiçbir şey yok. Vergi borcu gelmedi. Kimse ayrılmadı. Telefon sağlam. Sadece çello girdi.
Beyin ve beden: "DURUM CİDDİ."
Müziğin uyandırdığı duygular; işitsel işlem, beklenti, kişisel anılar, kültürel öğrenme, ödül sistemleri ve otonom sinir sistemi gibi birçok mekanizmanın etkileşiminden doğabiliyor.
Yani: "Bu akor üzgün." demek bazen hikâyenin yalnızca başlangıcı.
Belki akor tek başına üzgün değil. Belki sen onunla üzülmeyi öğrendin. Belki kültür öğretti. Belki hayat öğretti.
Bunu Duygu bölümünde kavga ederek çözeceğiz.
BİR PARÇASI EKSİK OLURSA
Şimdiye kadar hep ekleme yaptık. Şunu da ekle, bunu da ekle, bak ne kadar çok sistem var.
Farklı müzikal becerilerin birbirinden ayrılabildiğini gösteren durumlardan biri konjenital amuzi. Bazı insanlar belirgin bir işitme kaybı olmadan küçük perde farklarını veya tanıdık melodileri ayırt etmekte zorlanıyor. Halk dilindeki “müzik kulağı olmamak” sözü bu durumu tarif etmeye yetmiyor.
Perde ve ritim güçlükleri her insanda birlikte görülmüyor. Bir kişi melodik ayrımlarda zorlanırken bazı ritim görevlerini yapabiliyor. Bu ayrışmalar, müzik algısının tek bir beceriden ibaret olmadığını gösteriyor. Ama bütün amuzi biçimlerinde ritmin korunduğunu söyleyemeyiz.
Isabelle Peretz ve Dominique Vuvan, 2017’de 20.850 kişinin başvurduğu çalışmada 16.625 yetişkinin verisini değerlendirdi. Kullandıkları tutucu ölçütlerle oran yaklaşık yüzde 1,5’ti. Ritim testinde normal performans göstermek de bu ölçütün parçasıydı. O yüzden bu sayı bütün müzikal güçlüklerin değişmez nüfus oranı değil; belirli bir çalışmanın, belirli ölçütlerle ulaştığı sonuç.
Bir de gündelik hayat var. “Benim hiç müzik kulağım yok” demen tek başına bir tanı değil. Şarkı söylerken zorlanmanın deneyimden eğitime uzanan farklı nedenleri olabilir. Bu birkaç sayfayla kendimize teşhis koymayalım.
PEKİ MÜZİK NEREDE?
Şimdi başa dönelim. Müziği bulmaya çalışıyorduk.
Kulakta mı?
Kısmen.
İşitsel kortekste mi?
Kesinlikle önemli.
Motor sistemde mi?
Grahn ve Brett'in gösterdiği gibi, sen hiç kıpırdamasan bile evet.
Bellekte mi?
Tanıdık müzikte bağlantı çok güçlü olabilir.
Ödül sisteminde mi?
Müzikal haz sırasında önemli.
Duygu sistemlerinde mi?
Elbette işin içinde.
Tahmin sistemlerinde mi?
Hem de nasıl.
O zaman nerede?
Belki yanlış şeyi arıyoruz.
MÜZİSYENİN TARAFI
Şimdi işi daha da zorlaştır. Müzik dinleme. Çal.
Örneğin keman. Sol elin tel üzerinde doğru noktayı bulacak. Sağ el yayı kontrol edecek. Yayın hızı değişecek. Basıncı değişecek. Sesini dinleyeceksin. Entonasyonu kontrol edeceksin. Ritmi koruyacaksın. Birlikte çalıyorsan diğer insanları dinleyeceksin. Notaya bakıyorsan görsel bilgiyi işleyeceksin. Bir sonraki hareketi hazırlayacaksın.
Ve bütün bunların ortasında mümkünse yüzün şöyle görünmeyecek: "AAAAAAAAA."
Yıllarca pratik yapmamızın sebeplerinden biri bu. Beyin ve beden, tekrar yoluyla bazı karmaşık motor ve algısal işlemleri giderek daha verimli ve otomatik hâle getirebiliyor. Bir gün düşünerek yaptığın şeyi yıllar sonra düşünmeden yapıyorsun.
Ama “düşünmeden” burada hiçbir işlem olmadığı anlamına gelmiyor. Çok şey oluyor; sadece hepsini bilinçli olarak yönetmiyorsun. Dinleyen de işitme, beklenti ve hareketle ilişkili sistemlerden yararlanıyor. Çalmak ise bunlara belirli bir çalgının öğrenilmiş hareketlerini ve geri bildirimini ekliyor.
Bu bizi kitabın ilerleyen bölümlerindeki büyük sorulardan birine götürecek: Müzisyen beyni gerçekten değişiyor mu?
BEYİN EFSANESİ NO. 1
"Müzik sağ beyindedir."
Hayır. Bunu erkenden temizleyelim. Popüler kültür bize uzun süre şöyle bir beyin sattı:
SOL BEYİN: matematik, mantık, Excel. SAĞ BEYİN: sanat, yaratıcılık, şiir, gün batımında çıplak ayak. Gerçek beyin böyle çalışmıyor. Az önce Zatorre ve Belin'in bulgusunu konuştuk: iki yarıküre arasında gerçekten işlevsel farklılıklar var.
Ama "fark var" ile "müzik sağdadır" arasında koca bir uçurum var. Ritim. Perde. Melodi. Dil. Hareket. Bellek. Duygu. Beklenti. Müzik yaparken ve dinlerken iki yarıküredeki çeşitli ağlar farklı görevlerle oyuna katılıyor. Bir insanın "sağ beyinli" olması diye bir şey yok. İki yarıküresi de var. İkisini de kullanıyor.
Yani bir daha biri sana: "Ben sağ beyin insanıyım." derse kavga etme.
Kitabı hediye et.
Daha uzun sürer.
BİR NOTA, BİR ŞEHİR
Beyni bir şehir gibi düşün. Müzik o şehirde tek bir binaya gitmiyor. Bir olay oluyor. Ve şehir hareketleniyor. Bir yerde ses analiz ediliyor. Başka yerde zaman takip ediliyor. Başka ağlar geçmiş deneyimlerle ilişki kuruyor. Motor sistem hareket hazırlıyor. Beklenti sistemleri birazdan ne olacağını hesaplıyor. Ödül sistemleri bazı anları önemsemeye başlıyor. Dikkat değişiyor. Beden cevap verebiliyor. Ve bütün bunların toplamında... sen bir şarkı duyuyorsun.
Ama burada çok önemli bir uyarı var. Beyin bölgelerini tek tek karakterlere dönüştürmek eğlenceli olsa da gerçeği fazla basitleştirebilir. Hipokampus sadece "hafıza kutusu" değildir. Amigdala sadece "korku düğmesi" değildir. Prefrontal korteks "CEO" değildir. Beyin bir şirket organizasyon şeması değil. İşlevler ağlar ve dinamik etkileşimlerle ortaya çıkıyor. Bu kitap boyunca çizimlerimiz olacak. Haritalarımız olacak. Karakterlerimiz bile olabilir.
Ama beynin gerçekte bir ekip işi olduğunu unutmayacağız.
60 SANİYELİK BEYİN DENEYİ
Şimdi şarkını tekrar aç. Aynı dinleyiş içinde sırayla dikkatini değiştir.
10 saniye: sadece davulu dinle.
10 saniye: sadece bası.
10 saniye: vokalin nefesine dikkat et.
10 saniye: arkadaki en uzak sesi bul.
10 saniye: bedeninde hareket etmek isteyen yeri fark et.
10 saniye: hiçbir şeyi ayırmadan şarkıyı tekrar bütün olarak dinle.
Aynı kayıt. Aynı hoparlör. Aynı kulak.
Ama deneyimin değişti.
Hiçbir enstrüman çalmadın. Yine de müziğin içinde bir şeyi değiştirdin. Çünkü dinlemek yalnızca kulağa ses gelmesi değildir. Dikkat de müziğin bir parçasıdır.
VAY BE DOSYASI
Bir şarkıyı "duymak" sandığımız kadar pasif bir olay değil.
Beyin dışarıdaki ses dalgasının küçük bir kopyasını kafanın içine koymuyor. Sinir sistemi gelen bilgiyi analiz ediyor, geçmiş deneyimlerle ilişkilendiriyor, düzenlilikleri öğreniyor, beklentiler oluşturuyor ve davranış sistemleriyle etkileştiriyor.
Bu yüzden aynı şarkı:
Birine hiçbir şey yapmaz. Birini ağlatır. Birini dans ettirir. Bir başkasına 2007 yazını hatırlatır.
Ve bir müzisyen: “Kick, yani bas davul biraz geride.” der.
Her ortamda bir tane vardır.
BÖLÜMÜN SONUNDA BEYNİMİZ NEREDE?
Başta bir adres arıyorduk. Bulamadık. Daha iyi bir şey bulduk.
Bir ağ.
Ses algısından harekete, hafızadan beklentiye kadar uzanan bu ağın içinde şimdi bir bağlantıyı izleyeceğiz: az önce duyduğun bir sesin yıllar önce yaşadığın bir şeye bağlanmasını.
ÖN OKUMANIN SONU
Hikâye burada bitmiyor.
Kitabın tamamı yakında.